19 Nis 2011

Şiir değildi, olması da gerekmiyordu


Yaşamak kadar en az onunla
ölmeyi de düşleyemiyorsan
ve birlikte gömülmeyi hatta
birlikte çürümeyi bir mezarlıkta

ürkütmüyorsa onsuz kalmak,
gözlerini yiyen bir karınca kadar.
Ürkütmüyorsa sesini duyamamak,
göklerin ve nehirlerin uğultusu kadar.

Adı kulaklarında çınlamıyorsa henüz
her gün duyduğun sesler kadar olsun
bir şarapnel gibi göğsüne batmıyorsa
aşk acısı. kanatmıyorsa yüreciğini.

Yattığında uyuyabiliyorsan rahatça
ve uyanmıyorsan bir gece yarısı
aniden telaşla sıçrayıp yataktan
onun adını peşpeşe sayıklayarak

sevdikleri sevdiğin olmamışsa
sevmediklerini seviyorsan hala
yemediğini yiyor, içmediğini içiyorsan
onsuz nefesler, kesmiyorsa soluğunu

erkeksen ama gözünde yaş yoksa
düşündüğünde her zerren uykudan
onunla birlikte uyanmıyorsa birden
ve zihnine hayaller hücum etmiyorsa
çıkıp peşpeşe, sakladığın kuytulardan.

Aklını yediğin zamanlar olmuyorsa
peynir ekmek gibi, onu düşünmekten
su gibi susuzluğunu hissetmiyorsan
ekmek gibi, muhtaç değilsen hani
ve hava gibi içine çekmiyorsan onu

yavrusunu kaybetmiş bir köpek gibi
yüzünden okunmuyorsa yokluğu
özlem dediğinde içinde büyümüyorsa
özlemler. Arzu dediğinde, arzuların.

Kalk gidelim demiyorsa duyguların
bir anda yola düşesin gelmiyorsa
telefona çalacak diye, elin gitmiyorsa
hayalini görmüyorsan güpegündüz.

Henüz âşık değilsin dostum,
aşık değilsin, dengini bulmamışsın henüz...

Hiç yorum yok: